21 Ekim 2008 Salı

Bazı şeyler vardır anlamsız yere

Çok duygulandım, bu akşam sözcükleri yerleştiremiyorum esasen. Biri dokunsa ağlarım sanki, türkülerle donatıyorum kulaklarımı. Sigaranın dumanından örtücükler yaratıyorum, ardı ardına. Kirpiklerimi ıslatan bişiy(ler) var, çözemedim... İçimden gelerek;

Sellerdeyim,
Bilmiyorum ne haldeyim, nerdeyim.
Belki de hala sendeyim.

İstemiyorum! Biyolojik variyetin anılarıyla yüzleşen yerindeyim.

Yolda görseniz bu halime belki varsın gebersin deyin.
Zamparalık kâfi kaldı eski saatimde, beyim.
Gönül demişler alakası yok, var olan beynim.

Hey derim, hey hey hey!
Eşlik ederse ne ala satırlarıma ney.
Dem bu dem ise duy beni ey!

Kafiye imiş kinaye imiş.
Bahsedilen bendim oysa.
Bir yerlerime batıyor kelimelerin, sivri uçlu mızrapları.
Adını bile hatırlamadıklarımın çekiyorum ızdıraplarını.

Çelişkilerle boyanan ülkenin beyin fırtınasından bıkmışım,
Adaletini çiğnemeden yutmuşum.
Çocukluğumun geçtiği yerler kötü anılar hatırlattı oysa.

Gül denilen objenin vurulduğu, suretten tiksiniyorum.
Anlamı olmayan sözcüklerle boğuşuyorum.
Rüyalar göremiyorum.

Sellerdeyim,
Bilmiyorum ne haldeyim, nerdeyim.
Belki de hala sendeyim.

16 Ekim 2008 Perşembe

Polat Alemdar değil! Mustafa Kemal ATATÜRK!


Ulu önderimizin hakkında milyonlarcası bir çok materyal içeriği ama doğru ama yanlış, ya ilgi çekici ya da tepki uyandırıcı şekilde yazılar, resimler, videolar gibi göndermiş(ler) bir kaç kendini bilmez yüzünden özgürlüğümüzü kısıtlamaya kadar neden olmuş, kendince pisliği gerekmediğince yaymayı sağlamıştır. Önderim hakkında şu ana kadar doğru öğrenmeye çalıştığım kadarıyla Türkiye Cumhuriyeti' nin bir genç ferdi olarak yazmak bana da nasip oldu ki;

Teknolojinin çok hızlı adımlarla ülkemizden uzak kaldığı dönemlerde, şu zamanlarda bizler için sadece "vakit kaybı" gibi durum vakıaları verse de her hususta yine yetişmeye çalışan Türk milleti olarak, molayı perşembe akşamları ahmak kutusunun karşısında vermeyi tercih ediyoruz. İkamet ettiğim semt mahallelerinde de perşembe akşamları sanki nüfus sayımı varmışçasına kapıları arkadan kilitliyoruz. Her ne kadar gerek RTÜK gerekse de diğer kurumlar tarafından bazı karelerin sansürlendiğini duysam da bunların nafile olduğunu biliyorum. Aslında böylesine güzel bir konu içerisinde bundan bahsetmekte ne kadar utanç verici. Sokaklarda Kurtlar Vadisi' nden kopmuş gibisin' den, tutun da artık tepeden tırnağa siyah takım elbiselerın daha da insan vücutlarını sardığını, bilekliklerde ve parmaklar arasında çevirilen sırf iş olsun diye işportacılardan bile temin edilen tespih sallayanları yetmezmiş gibi kapalı alanlar da o hal vaziyette siyah güneş gözlüğü taktığını, hatta toplu taşıma araçlarında öğrenciler de dahil yetişkin insanların özellikle dizinin müziklerini daha rahat gönderebilmesi ve başkalarının rahatsız olabileceğini düşünmeden bluetooth entegreli, çok aşırı ses verebilen cep telefonları tercih sebepleri oldu. Bunlar ile birlikte dizinin repliklerini ise ne yazıktır ki her an işitiyor ve görüyorum. "Kimileri farklı düşünse bile!"

Saygıdeğer hocam (diyorum çünkü Atatürkçü düşüncede en çok önem verdiğim kişilerden biri) Can Dündar, ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün yeni nesillere hitaben hazırladığı, yazıp ve yönettiği en son belgeselinden "Mustafa" dan benim pekte söz etme gereğinde bırakmayan fragmanı bir izleyelim;

Ayrıca müziklerini benim de severek dinlediğim Goran Bregoviç yapmış, filmin gösterimi 29 Ekim' de start alacak.

15 Ekim 2008 Çarşamba

Blog Action Day: Yoksun yoksulluk!


Malum; Bugün 15 Ekim 2008, Blog Action Day' in bu yıl ki teması "poverty" yani "yoksulluk." Dünya üzerinde milyarları aşan bir yoksulluk söz konusu, bu konu üzerinde belki de bana pek söz düşmemiş arkadaşlarım arasında ama "benim de bir kaç çift sözüm olacak."


Ben de bir yoksuldum, evet! Kriz zamanıydı, biyolojik babamın sevdiği bir işti. Tabir-i caizse güllük gülüstanlık bir hayatımız sürüyordu, hani derler ya bir eli yağda bir eli balda öyleydi işte. Fındıkzade/Samatya' da doğmuş ve orada büyüyordum ki; Bir gün eve çok üzgün gelmişti. O zaman ben henüz ilkokul 4. sınıfın 1. dönem öğrencisiydim. Beraber büyüdüğümüz, mahallede birlikte top koşturduğumuz hatta monopoly oynadığımız zamanlardı arkadaşlarımla. ve oradan birilerine göre mecburen koparıldım, taşındık. Artık zemin katta ikamet ediyordum. Çok üzülmüştüm. Annem ise küçük kardeşimin doğması için 7. ayındaydı. Önce ki okuluma koşarak gidip, Andımız' ı okumak, ilk sıradada olabilmek için akşam erkenden ödevlerimi bitirir, kakaolu sütümü içip, tatlı rüyalar oğlum' u duyar ve yatardım. Yeni okuluma, eski okulum gibi bana sıcak gelmesede kayıt olmuştum artık, yeni arkadaşlarımın meraklı bakışları bile daha da duygusallaşmama neden olabiliyordu. Her gece sütümü içip yatarken, o zamanlar iki gece aç yattığımı hatırlıyorum. İş hayatına ise o zamanlar bir "berber çırağı" olarak atıldığımı ve çok çalışıp mesaimi (nedir o zamanlar öğrendiğim) çok güzel bir harçlıkla eve döndüğümü, ve bireylerinin yüzünü güldürdüğümü çok iyi hatırlıyorum.
O zamanlar bir çok insan tanıdım ve bir söz vardı ki; "Ne insanlar gördüm üzerinde elbisesi yok, nice elbiseler gördüm içinde insan yok." (Hz. Mevlana)

Dikkat ettim ki: İnsanlarımızın bir çoğu yardıma muhtaç fakir dediğimiz insanlara "dilenci" [1] muamelesi yapıyor. Tabii ki artık insanları tanımak zor. Velev ki; Küçük hırsızlıklar el feneri ile büyük hırsızlıklar "deniz feneri" ile yapılıyor.



Konuyu fazla dağıtmadan önce Blog Action Day 2008' in hazırladığı videoyu;



Daha sonra da arkadaşlarımın konu ile alakalı yazdığı konulara bir göz atın.
Güneşin Tam içinde

Fikir Atölyesi
Hecamtomber
Marketallica
NReklam

[1] Merhamet avcıları iş başında.

12 Ekim 2008 Pazar

Çok iyisin baba!

Geçen gün rastladım MothandMoth' da. Çok etkiledi beni bu video ve hikayesi, belki de özlemimdi, çok duygulandım ve paylaşmak istedim ki; hikayesi şöyle;
Oğlu babasına sorar : "Babacığım benimle maraton koşmaya var mısın?" Kalp sorunları olmasına karşın baba, yine de "Evet, varım" diye yanıtlar.
Ve bir maratonu birlikte tamamladılar. Baba oğul başka bir çok maratonu daha birlikte koştular. Baba her seferinde oğlunun yeni bir yarış talebini kabul ediyordu.

Oğlu bir gün babasına "Baba, birlikte bir Ironman'a (Triathlon) koşmaya var mısın benimle ?" deyince baba bu kez de evet der ve kabul eder.

(Bilmeyenlere anımsatalım ki Ironman dünyanın en zor triathlon yarışıdır ve üç dayanıklılık sınavından oluşur : Denizde 3, 86 km'lik yüzme, 180,2 km'lik bisiklet ve nihayet 42,195 km'lik bildiğimiz maraton.)

Baba oğul bu zor yarışı biirlikte tamamladılar. Nasıl mı ?

1 Ekim 2008 Çarşamba

Çevreyi Düşün(ün)!


İlerleyen zamanlarda genel bir yazı yazacağım "çevre" hususunda. Biraz geç kaldım bu kampanyaya destek olmakta ama neyse ki yetişebiliyorum. :)
Hepimizin yaşamı bir şekilde sürüp gidiyor. Günlük hayatımızda hepimizin kafasını meşgul eden binbir konu oluyor.
-Projenin kaç günü kaldı?
-Eve ne lazım?
-Toplantı çok uzar mı acaba?
-Bugün ne giysem?
-Ay sonu geliyor!
-O da beni seviyor mu?
Bu listeyi çok daha uzatmak mümkün. Ancak ne kadar uzatırsak uzatalım. Üzerinde yaşadığımız dünyayı ve doğal çevreyi bu listede görmekte zorlanabiliriz.

Can Oktay Heper girişimi olan "cevreyidusun.com" kısaca şöyle bahsediyor:

Biz merak ettik acaba günlük yaşantımızda çevreyi ne kadar düşünüyoruz???
Ya da düşünüyor muyuz?
Çünkü bize göre herşeyin başlangıcı düşünmekle başlıyor. Bu listeye ne zaman “dişlerimi fırçalarken musluğu kapatmalıyım” ya da “en kısa zamanda sarfiyatsız ampul almam lazım” maddeleri eklenir? Bilmiyoruz ama en azında günlük yaşantımızda bir kaç saniye bile olsa aklımıza çevre olgusu gelirse bu sürenin kısalacağına inanıyoruz.

İşte bu amaçla diyoruz ki: Haydi sende düşünenlerden ol ve çevre için, sitedeki argümanları kullanarak bir çalışma yap ve bize yolla! Fotoğraf albümümüzde yayımlansın sen de DÜŞÜNÜYORUM! diyenlerden ol.

29 Eylül 2008 Pazartesi

İyi bayramlar! (Televidyon)

Koskoca Ramazan ayını gün itibariyle atlatmış bulunmaktayız. Tüm dostlarımızın bayram tebriğini Televidyon' un hazırladığı bu hoş video ile iletmiş olalım.
"Nerede o eski bayramlar!
Yaşlı Amcalar ve teyzelerin en klişe geyiğidir.
Paşa Dedemin konağında kazanlarda pilav pişerdi et pişerdi. Fakirler sıra siıra dizilirlerdi herkese Bayram yemeği dağıtılırdı.
Bayramlik alınırdı yeni potinlerimi yastığımın altına koyar uyurdum.
Bayram harçlığımı kenarı oyalı mendiller ile verirlerdi. Alır almaz Bayram yerine koşar hepsini harcardım.
Hele o direklerarası, hele o direkleraraıı. Kantolar söylenirdi Hacivat olurdu Karagöz olurdu. Şimdi öyle mi ya herkes güneye gidiyor tatil yapiyor el opmeye gelen yok!

Dokuz günlük tatil sürecinizi iyi değerlendirmenizi, hayırlı bayramlar diler, mutlu ve sağlıklı daha nice bayramlar geçirmenizi temennni ederim."

28 Eylül 2008 Pazar

elma iphone? iphonealma!



Son zamanların viral kasırgası halinde bu haber. Herkes bir araştırma heyecanı içinde ki sormayın. Hakkında çok konuşuldu, çok tartışıldı, yazıldı ve çizildi. Evet! Apple İphone' dan söz ediyorum. Hemen hemen teknoloji odaklı bütün arkadaşlarım iphone kurdu oldu başıma. Sadece ek$i' de 1000' i geçen entry girilmiş. Peki, artılarıyla ve eksileriyle nedir bu kadar konuşulan iphone? ne kadardır? nasıl temin edilir? neler yapılır? gibi soruları kaynaklara göre değerlendireceğiz;


ABD' de 200$ kadar fiyata satılırken, ülkemiz de ise 1.500 YTL gibi kendi fiyatının iki katının çok daha fazla bedeli ile satışa sunulması çok absürd olmuş bir vaziyette. Müşteri potansiyelinin fiyatı bakımından gözleri korkutsa da bir çok kişinin vazgeçilmezi halini almış. Aylar öncesinden bütçelerinde iphone gideri diyerekten kenara para koyan arkadaşım çıktı. :) Aslında bana da pek söz bırakmayan bir çok arkadaş kendilerini, toplumu gönüllü bilinçlendirmek adına görevlere adamışlardır. Bakınız bir kaç örneklemeler ile;

Elit Kazıklama : iPhone 3G

iPhoneAlma.com açıklamalarında diyor ki:
Türkiyede 26 Eylül 2008 itibariyle satılmaya başlanan Apple iPhone cep telefonu konusunda yapılan gürültü gerçekten abartılı ve önümüzdeki günlerde daha da yoğunlaşacağı kesin. Bu gidişata dur demek için (?) iPhoneAlma.com sitesiyle tüketiciyi bilinçlendirme görevini kendimde borç bildim. Sitenin amacı iPhone pazarlama kasırgasının arkasında neler olduğunu açıklamak. Evet iPhone'un harika yenilikçi özellikleri var ama en basit telefonlarda bile olan bazı özellikler de iPhone'da yok. Ki bunlardan bazıları çoğumuz için cep telefonunda vazgeçilmezlerden.

Genelde sitede yazanlara eleştiri olarak "Jailbreak yaparak (yani hack ederek yada kırarak) her şey yapılabiliyor", "Şu yazılımı yüklersek o problem çözülüyor...", "O özelliğe kimin ihtiyacı olur ki?", "Mp3'e para mı verilir?" gibisinden yorumlar geliyor. Tabii ki bazı özellikleri arka kapıları zorlayarak çözebiliyoruz ama aldığımızda kutudan çıkan iPhone legal olarak kullanıldığında bu özellikleri içermiyor. Adı üstünde kırıyoruz, hack ediyoruz, korsanlaştırıyoruz ve sonunda istediğimiz özellik telefonda olmuş oluyor. Tabii bu arada bozmassak. Başka bir mesele de Türkiye'de iPhone, dünyadaki gibi sunulmuyor. Çok az ülkede bu kadar yüksek fiyatlara ve uzun vadeli sözleşmelere satılıyor. "Ve aşağıdaki resimde bakın dünyada ne kadara satılıyor."
Bunun da farkına varmak önemli. Bu arada sitenin herhangi bir iPhone satmayan GSM operatörü ile alakası yoktur. Hatta siteyi yapan kişinin bir iPhone ve Apple düşmanlığı da yoktur. 2008 yılının başından beri "kırılmış" bir iPhone 2G kullanmaktadır ve memnundur. iPhone Alma derken kastedilen şey ilk akla gelen "Durun, almayın!" fikri olsa bile aslında iPhone Alma Rehberi anlamındadır.
Bir Flickr sayfasında rastladığım bu site, açıklamasında aşağıdakiler gibi de bloglara yer vermiş.
Eski iPhone'mu götürsem Apple bana 2 yeni iPhone verir mi ?
( İki tekelci Amerikan devi'nin kurnazlıkları )

www.kirtok.com/tr/eski-iphoneumu-gotursem-apple-bana-2-ye...

iPhone 3G kırıldı. Hem de kendi kendine !
www.iphonedo.com/iphone-3g-kirildi

iPhone 3G almadan önce bilmeniz gereken gerçekler !
www.iphonedo.com/iphone-3g-almadan-once-bilmeniz-gereken-...

Katmerli iPod Touch soygunu
www.macdunyasi.com/2008/09/15/katmerli-ipod-touch-soygunu/

Ve iPhone Türkiye'de !
www.iphonedo.com/ve-iphone-turkiyede

iPhone 3G almadan önce bilmeniz gereken gerçekler !
2. Bölüm - Türkiye Operatör Fiyatlandırmaları

www.iphonedo.com/iphone-3g-almadan-once-bilmeniz-gereken-...

Ve konu ile ilgili bir gerçeği "mizahi" yönden olsa da "net" bir şekilde anlatan bir sayfa da incelemenizde yararlı olacak cinsten

Gönüllü iPhone reklamcısı medya
atillaatalay.blogspot.com/2008/09/gnll-iphone-reklamcs-me...

----------------------------------------------------

ve bir de şöyle bir notu var;
Not : Apple ürün tasarımından sorumlu kişilerin en kısa zamanda eski Braun tasarımlarını kopyalamaktan vazgeçmeleri rica olunur.
İçerik mi? işte o da böyle;
  • Türkiye'de 3G yok!
  • 2 operatör de toplamda 1600YTL'nin üzerinde fiyat biçmiş. Değer mi? Eve veya arabaya girmek daha mantıklı değil mi?
  • Ses kalitesi ve kulaklığı harika.
  • MMS mesaj atma yok!
  • Gelen mesajı forward edemiyorsunuz.
  • Neler yok videosu en aşağıda. (Televidyon/TeknoSohbet)
  • iTunes, yani tekil şarkı veya albüm satın alma hizmeti Türkiye'de verilmiyor
  • Sim kilitli yani başka operatöre ait sim kartla çalışmaz.
  • iPhone alacaksanız İtalya'dan alın. Hem tatil olur hem de orada 3G'yi denersiniz. Ayrıntıları şurda.
  • Bir telefonu istediklerimi yapsın diye kırmam veya hacklemem gerekmiyor. Hiçbir Sony Ericsson, Nokia, Motorola, Samsung buna ihtiyaç duymadık.
  • Türkçe menü yok!
  • Youtube'e kapalı olsa bile iPhone üzerinden ulaşmak mümkün!
  • Gerçekten hakkını vererek kullanırsanız pili 1 buçuk gün anca dayanıyor.
  • Dünya'daki fiyatı ile Türkiye fiyatı farkından dolayı almam.
  • A2DP, yani stereo Bluetooth kulaklık desteği yok.
  • İçinde cep telefonu, browser, gmail ve ipod touch barındırıyor.
  • Appstore'dan program satın alıp ve yükleyip özellikleri genişletmek mümkün.
  • Taş ve iPhone arasındaki benzerlikler ve fark :-P
  • 2 yıl sonra hâlâ iPhone 3G kullanmak mı? Yani 2 yılda yeni iPhone(lar), Google G1(lar) çıksa bile devam.
  • Telefon defterinizdeki birini v-card olarak başka birine gönderemiyorsunuz.
  • İçinde gelen oyun yok! Almak veya yüklemek gerek
  • iPhone'un ne tür eksiklikleri var videosu.
  • Geniş ve parlak bir ekrana sahip. Film izlemek çok keyifli.
  • Türkçe kullanım klavuzu yok
  • Resimleriyle iPhone 3G almadan bilmeniz gereken gerçekler şurda.
  • Kilitlendiğinde resetlemesi zor. Çoğu insan ne yapacağını bilmediğinden şarjının bitmesini bekliyor.
  • Okul ortamında hava atmak için ideal
  • Google Maps hizmeti içinde geliyor. Bulunduğunuz yeri haritada ve uydu görüntüsü olarak görebiliyorsunuz.
  • Sim kart değiştirmek eziyet.
  • Telefonun arka plastik kapağının kendi kendine kırılması şikayetleri var.
  • Hazırda Türkçe klavyesi yok!
  • Ekran çizilmiyor ama çok kolay kırılabiliyor. Masadan veya cebinizden düşürürseniz büyük ihtimalle kırılacaktır. Ekran değiştirme ücreti telefonun yarı fiyatı.
  • Çıkarılabilir pili yok. 300-400 şarjdan sonra pili serviste fahiş fiyatlara değiştirmek gerek.
  • Safari ile harika web gezinimi sağlıyor.
  • Kopyala yapıştır özelliği yok!
  • Sesli arama yok.
  • Windows kullanmıyorsanız bilgisayarınıza iTunes ve Quicktime kurmanız zorunlu.
  • GPS özelliği internet bağlantısı olmadan çalışmıyor. Bu da çok fazla data indirip kotayı doldurmanıza sebep oluyor.
  • Telefon içindeki dosyaları telefondan göremiyorsunuz. Sadece iTunes üzerinden.
  • iPhone aksesuarları da kendisi gibi pahalı. Kılıfından, bluetooth kulaklığına kadar.
  • Java ve Flash desteği yok. Java oyunları unutun! Flash siteleri gezerken hiçbir şey göremezsiniz.
  • Hızlı dokunmatik ekran
  • Ekran ışığı ortamın ışığına göre otomatik ayarlanıyor.
  • Sınırlı internet paketleri ile sunuluyor
  • Taslak mesaj yazılamıyor.
  • Yüklediğiniz yazılımlarda donma ve kilitlenme sorunları olabiliyor.
  • Tek bir video formatını destekliyor.
  • 2 megapiksellik kamerası var, fakat video kaydı yapamıyor. Zoom yok, flaş yok. Çamur gibi fotoğraflar çekiyor.
  • Bluetooth üzerinden diğer aletlere içerik gönderilemiyor, Bluetooth sadece ve sadece kulaklık için kullanılabiliyor.
  • Hafıza kartı kullanılamıyor. Belleği arttırılamıyor
  • FM radyosu yok.
  • Jailbreak ile her türlü program yüklenebiliyor!
  • Türkiye satış fiyatına süper bir dizüstü bilgisayar alınır!
  • iTunes şarkılarını melodi olarak kullanmaya izin vermiyor.
  • SMS mesaj grupları oluşturulamıyor. Toplu mesaj göndermek işkence
  • Safari tek tabı yükleyebiliyor. Aynı anda birden fazla tabda site yüklemek mümkün değil
  • Sesli arama, sesli komut ve ses kayıt yok.
  • Miniminnacık telefonlar varken onların yanında kalas gibi kalıyor.
  • Telefonun içindeki mp3'ler melodi olarak kullanılamıyor.
Ha! Bir de unutmadan, Çin kopyası hiphone çok geç kalmamış ve 100$' dan raflarda yerini bile almış. :)

Diesel 3X (XXX)

Fırat' ta gördüm geçenler de;
11 Ekim 2008' de Diesel' in vereceği bir parti için hazırlanan artı onsekiz çapında "zevkli" ve "viral" bir video hazırlamış The Viral Factory ajansı SWF-Porn' dan yola çıkarak. Bu parti dünyanın 17 şehrinde verilecek iken listede İstanbul' un ya da başka bir Türkiye şehrinin ol(a)mamasının sebebini videodan anlayacaksınızdır!

12 Eylül 2008 Cuma

Merhamet avcıları iş başında...

Geçenlerde Metro istasyonunun bankında "Merhamet Avcıları İş başında" manşetli bir broşür gördüm, aldım ve yol boyunca okudum. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Zabıta Daire Başkanlığı tarafından başlattığı "Toplum destekli zabıta projesi" ve "Dilencilikle Mücadele Çalışması" imiş.
İçerisindekiler şöyle;
Sizi sömürmelerine izin vermeyin...
Duygusal bir toplumuz biz. Nerede bir yoksul görsek, yüreğimiz cız eder. Özellikle sokakta dilenen yaşlıları, çocuklu bayanları, sakatları boş çevirmeyiz. Oysa onlar, sadece duygu istirmacılarıdır... Alın teri dökmeden geçinmeyi tercih ederler. Gerçek ihtiyaç sahiplerine başta belediyeler olmak üzere hem devlet hem de sivil toplum kuruluşları yardımcı oluyor. Dilenciler ise gerçek ihtiyaç sahibi değil, dilenmeyi rant aracı olarak kullanırlar... Siz, dilencilerin sizi kullanarak para kazanmasına izin vermeyin...

Çocuk dilendirmenin hapis cezası var...

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu, 229. Madde:

1- Çocukları, beden veya ruh bakımından kendini idare edemeyecek durumda bulunan kimseleri dilencilikte araç olarak kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
2- Bu suçun üçüncü derece dahil kan veyha kayın hısımları ya da eş tarafından işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.
3- Bu suçun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olması
hâlinde, verilecek ceza bir kat artırılır.

Dilenciliği ancak siz önleyebilirsiniz...

Belediye Zabıtası tarafından dilencilere kanunların verdiği yetkilere dayanarak en fazla 62 YTL para ceza uygulanabiliyor. (5326 Sayılı Kabahatlar Kanunu' n 33. Maddesi). Bu ceza ise, onları dilenmekten alıkoymuyor. Dilencileri ancak sizin bilinçli yaklaşımınız caydırabilir. Bunun için dilencilerin sizi sömürmesine izin vermeyin. "Toplum Destekli Zabıta Projesi" çerçevesinde yapılan çalışmalara yardımcı olun! Unutmayın ki, siz dilencilere para verdiğiniz sürece onlar da dilenmeye devam edecektir.

Bir dilenci günde (en az) 200 YTL kazanıyor...

Günümüz şartlarında çalışan bir insan ayda ortalama 600 YTL kazanbilmektedir. Günlüğü yaklaşık 20 YTL' ye gelir. Oysa bir dilencinin günlüğü 200 YTL' den fazladır. İstatistikler ve araştırmalar gösteriyor ki; sizin duygularınızı sömürenler, sizden daha fazla kazanıyorlar ve daha rahat yaşıyorlar... Dilencilerin oyunlarına alet olmayın, çocuklarınızın nafakalarını dilencilere vermeyin...

Örgütlü dilenciliğe ve duygu istismarcısı dilencilere geçit vermeyin... Dilencilerle mücadelede belediye zabıtasına yardımcı olun...


Yukarıda Broşürde yazılanları okudunuz. Vikipedi* ve ekşi sözlük* te Dilencilik.

Bu yazıyı yazmadan bir akşam önce Şişli meydanında yerde yatan ihtiyar bir amca vardı, etrafında ise meraklı kişiler. Yerde yatan ihtiyar amca güya o sırada kalp spazmı geçiriyor ve cebinde hiç parası yok etrafındaki kişilerin yardım çabasını görmeliydiniz biz gerçekten çok merhametli ve duygusal bir toplumuz orada daha fazla durmak istemedim. Eminim ki milletimiz o durumda olaydan bihaber bi şekilde cebindekinin yarısını vermiştir...
Bu yazı bilinçlendirmek üzere yazıldı...

11 Eylül 2008 Perşembe

Selim Abi bize kitap yazsin!

Merhaba değerli Selim Abi okurları;

A. Selim Tuncer ‘in, nam-ı diyar Selim Abi ‘nin bloğunu ziyaret etmeyeniniz yoktur. Reklam sektörü ve pazarlama üzerine yazdığı yazıları sektörden olmayanlara okutmayı başarmış olması yazılarının kalitesinin ne derece yüksek olduğunu göstermekte. Bloğunda yer alan yazılar pazarlama dünyasına yeni atılmış genç arkadaşlar için bulunmaz kaynak. (genç arkadaşlar diyerek Selim Abi ‘ye haksızlık ettiğimin farkındayım). Biz istiyoruz ki Selim Abi bu güzel ve değerli yazılarını, kütüphanelerimizin raflarına kadar taşısın. Kısacası Selim Abi bize kitap yazsın istiyoruz. Aranızda bizim gibi düşünenler olduğundan da eminiz (Saklanmayın). Bu nedenle Selim Abi ‘yi ikna etmek için bir imza kampanyası başlattık. Tek yapmanız gereken Ad, Soyad ve mesleğinizi (Varsa blog) yazarak selimtuncerbizekitapyazsin@gmail.com adresine göndermeniz…


Aslında ben Tunç Abi' den de bekliyorum ama... :)