30 Aralık 2008 Salı

On! Dokuz! Sekiz! Yedi! Altı! Bes! Dört! Üc! İki! Bir! Sıfır! Dokuz... :)

Böbiler sağolsunlar, varolsunlar!

2008'in bana neler getirdiğini bir önceki yazıda kısaca bahsettim. Kriz etkisini günden güne gösterirken, markalar bu özel günlerden fırsat yaratmaya çalışıyor. İşte onlardan biri, Fırat'ta gördüğüm Electrabel'in yeni yıl kutlaması ilginizi çekecektir.

Nice yıllar diliyorum efenim. Size benden kısa animasyon, izleyiniz :)
10-9-8-7-6-5-4-3-2-1 derken hayat su gibi akıp geçiyor...

28 Aralık 2008 Pazar

2008 yılının bana getirdikleri

31 Aralık 2007'den 2008 yılına güzel bir kutlama ile girdim dostlarımla. Ardından 2007'den kalan sorunların çözüm yollarını uygulamaya devam ettim. Yeni bir iş macerasına merhaba demiştim. Her yeni bir son getirişin, yeni bir başlangıç olduğunu çok daha iyi anladım bu yıl içerisinde. Birbirinden mükemmel pek çok yeni arkadaş, bir kaç aşk, biraz gam ve keder.

2008 yılının neredeyse tamamını keyifle geçirdim. Hayatımda hiç bir yılı 2008 gibi yaşamadım desem yeridir, çok hızlıydı! Birbirinden mükemmel yeni arkadaşlar edindim ve hemen hemen hepsi iş hayatımdan insanlar. Katıldığım bir çok organizasyonun kalıcı arkadaşları onlar, değerleri ölçülemez olanlardan. Gençliğimin verdiği deliliğe, aldığım kararlara saygı duyan eşsiz insanlar benim için. Anların yaşanabileceği en doğru insanlarına sonsuz minnettarım.

Aşk hayatım ise hiç normal geçmiyor. Yaşadığım biraz gam ve keder gibi çok ayrı bir konu ve bilahare yazacağım. Onlardan büyük deneyimler kazandım! Zaman ile paylaşacağım...

Yeni projeler, yeni teklifler ve alınacak yeni kararlar...

2009 yılını gönlünüzden geçtiği gibi yaşayın. (bazen bu kolay olmaz, belki) Keyifle mücadele edin ve sağlığınıza lütfen dikkat edin. Sizleri çok seviyorum, sevgi ile kalın.

27 Aralık 2008 Cumartesi

Krizin olumlu etkiledikleri

Günlerdir krizle yatıp, krizle kalkıyoruz; bunun doğal sonucu olarak da krizle ilgili bir haber bombardımanı altındayız. Gazeteler ve internet siteleri daha çok krizin olumsuz etkilediği sektörlerle ilgili haberler veriyor ama krizin bir de olumlu etkilediği sektörler var. Bu sektörlerle ilgili haberler yayın organlarında ya hiç yer almıyor ya da üç beş cümle ile geçiştiriliyor. Haber değeri açısından daha ilgi çekici olduğunu düşündüğüm sektörler şunlar:
- Kriz dönemlerinde ruj satışı artıyor. Daha iyi hissetmek uğruna kadınlar yüzlerce dolarlık çanta ve ayakkabı almak yerine, çok daha düşük bir bütçeyle ruj satın alarak alışveriş dürtülerini gideriyorlar.
- Kriz dönemlerinden en çok, erkek giyim sektörü olumsuz etkileniyor. Evi geçindirmekle yükümlü erkek, çocuğun okul, giyim, eğlence ihtiyaçlarına bütçe ayırmaya devam ediyor. Aynı şekilde karşılayabildiği ölçüde eşinin ihtiyaçlarını da karşılamaya çalışıyor. Zorunlu olmadıkça kendisi için alışveriş yapmıyor. Erkek giyim markaları da haliyle bu durumdan olumsuz etkileniyor. Ancak takım elbise gibi pahalı parçalar alamayan erkekler, giydikleri eski takım elbiselerini renklendirmek için kravat, kol düğmesi ve mendil satın alıyorlar.
- Kriz dönemlerinde diğer renklerle kombinlenmesi uygun renklerdeki kıyafetler -siyah ve beyaz gibi- daha çok satıyor.
- McDonald's, kriz derinleştikçe rekor kârlar açıklamaya başladı. Sağlıklı beslenme konusunda kamuoyunun giderek daha bilinçlenmesi ile bir dönem birçok şubesini kapatıp, zor günler geçiren McDonald's, bir anlamda yeniden hayata döndü. İnsanlar artık sağlıklı beslenmek derdinde değil, beslenip aç kalmama derdinde. Bu durum en çok McDonald's'a yarıyor.
- Derdini unutmak için kendini alkole vuranlar, alkol tüketiminin artmasında başrolü oynuyor. Aynı durum sigara şirketleri için de geçerli. Sigara içmenin yasak olduğu kapalı mekânlarda daha az vakit geçiren tiryakiler, evde diledikleri kadar sigara içebiliyorlar.
- McDonald's gibi ucuz yemek satan restoranlarda işler artarken ne fiyat ne de kalite rekabeti yapan orta halli restoranlarda işler azalıyor. Lüks restoranların işlerinde ise herhangi bir düşüş gözlemlenmiyor.
- Patlamış mısır gibi evde vakit geçirirken tüketilmeye uygun ürünlerin satışında artış kaydediliyor.
- Gelişmiş ülkelerde sinema izleyicilerinin sayısında artış olurken gelişmekte ve az gelişmiş ülkelerde sinema sektörü krizlerden olumsuz etkileniyor. Türkiye'de kriz dönemlerinde satılan sinema bileti sayısında dramatik düşüşler yaşanıyor. ABD'de ise sinema sektörü durumdan çok memnun görünüyor.
- Yine evde vakit geçirmeye paralel olarak, DVD satışlarında artış yaşanıyor.

- Kriz, evlilikleri de olumsuz etkiliyor. Birçok ülkede krizle birlikte boşanmalar da artıyor.

Kaynak: RG

26 Aralık 2008 Cuma

Her şey sende gizli - Can Yücel


Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..

Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.

Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...

Can Yücel

23 Aralık 2008 Salı

Hak ve Hakikat Partisi?

Bir gidişattır gidiyor, malum seçimler yaklaşıyor. Kimin eli kimin cebinde kendileri bile bilmiyor belkide. Neyse konumuz bu değil, son bir kaç gündür gözüme 'Hak ve Hakikat Partisi' adlı yeni bir parti ve kurucusu çarpışmakta. Kendilerine ait bir video izledim ki, bir an 'oha! neredeyim ben?' dedim.

Haksızda sayılmam hı ne dersiniz? İleride onlar ile ilgili pek çok entrikalar görmeye hazırlıklı olun bence şimdiden.

Ayrıca Dursun Güneş beyefendinin aşağıdaki iki kısmı çok ciddiye aldığını düşünmekteyim.

Barbaros Hayrettin - Ben Sizin Babanızım!

ve... Rahmetli Sadri Alışık ve Erol Taş filminden bir kısım dinlemek için tıklayınız.

22 Aralık 2008 Pazartesi

Ne sandın be adam? Cleopatra Stratan!

Kendisi de şarkısıda çok şeker. Ghita adlı parçanın sahibi babası Pavel, 3 yaşında seslendirmiş Cleopatra, sonrasında Romanya, Moldovya ve Japonya' da geçtiğimiz sene listelerde 1.likten aşağıya düşmemiş. Yeni tanıyabildim ama benden önce Youtube'da 7,174,546 kez izlenmiş. Hayret! :)

Benim çocukluğum da rahmetli Barış Manço 7'den 70'e adlı bir program yapardı. Katılan çocuklardan bir şarkı söylemelerini istediğinde hemen yüz kızarmalarına bürünürlerdi. :)

Cleopatra ile ilgili daha detaylı bilgi bkz: wikipedia (ingilizce)

21 Aralık 2008 Pazar

Karmakarışıklaşmaktayım

9 günlük Kurban bayramı tatilini çok ihtiyacımız varmış gibi atlatabildim şükür. Benim için zor bir tatil süreciydi. Çalışmaya çalışmak, aşk kırıntıları gibi bir elin parmağını geçmeyen türden sorunlar yaşadım, belki de hâlâ.

Blogu blog gibi kullanmadığımı, sigarayı azaltmam gerektiğini, küçük zamparamı özlediğimi yine anladım. Bunun için neler yapabilirim diye düşünüyorum.

Cevap arayışlarımı sürdürüyorum, bitireceğimi zannetmiyorum. Uzun zamandır beynimin farklı noktalarında ağrılar hissediyorum, baş dönmeleri vesaire.

Candan Ercetin - Ben Kimim 2008 - Funny home videos are a click away

7 Aralık 2008 Pazar

Dikkat Kırılmaz!

Başkent Üniversitesi Radyo Televizyon Sinema bölümü öğrencileri tarafından hazırlanan "dikkat kırılmaz" amatör ama çok etkileyici bir kısa film. 7 dakika 24 saniyelik bu filmi isterseniz buradan indirebilir, isterseniz de aşağıdaki Sevenload ekranından izleyebilirsiniz.

Bu etkileyici kısa filmin kadrosu:

Senaryo yönetmeni: Hakan Kepenek, Togay Altan, Esin Göncü Görüntü yönetmeni: Haydar Tursun Müzik: Çağıl Alsaç Işık, İbrahim Yükseker Yönetmen asistanı: Ozan Savaşer

6 Aralık 2008 Cumartesi

İyi bayramlar!


Bayram sabahları, demli bir çay, su böreği, bayram şekerleri, şeker isteyen çocuklar, Kurbanlık hayvanların sesleri, bir telaş bir koşturmaca. Köprü hep kalabalık, bayram programları, kolonya ikramları, bayram harçlıkları, uzun bayram tatilleri, ev gezmeleri, kısa hal hatır sormalar, el öpenlerin çok olsunlar ve daha bir dolu küçük ayrıntı. Hayatın üzerindeki 'pause' düğmesine dokunun... Kısa bir süre için hayatı durdurun. Mutlu bayramlar... Bugün
ellerinizi her zamankinden daha çok açın. Avucunuza melekler gül koysun, yüreğiniz coşsun. Kurban Bayramınız hayırlara vesile olsun. Sevgiler Mutlu Bayramlar... ;) (Xing)

5 Aralık 2008 Cuma

Bir yaratıcılık ki; Ivan Tihienko!

Çok bilinmiyor Ivan, ama yaratıcılığına hayran kaldım. Derhal paylaşımcı genlerim harekete geçti. Üniversite final tezi için hazırladığı aşağıdaki videoyu, lafı çok uzatmadan izlemenizi istiyorum.


Holographic Interface - Round interface - Ringo

Uygulanabilir mi bilemesem de, Teknolojinin ne getireceği hiç belli olmuyor. Birilerinin bu genç adamı keşfetmesi gerekiyor.

Ne dersiniz bu arayüz çok eğlenceli olmaz mıydı?

30 Kasım 2008 Pazar

Geleceğin iş yapısını tasarlamak

The Dictionary of Brand, The Brand Gap ve ZAG kitaplarının sahibi Neumeier, San Francisco’daki şirketi Neutron aracılığıyla markalara inovasyon, strateji ve tasarım konusunda danışmanlık veriyor. İlk kez Design Management Review’da yayınlanan “geleceğin iş yapış şekli”yle ilgili temel ve çarpıcı notlar içeren yazısının düzeltilmiş versiyonu, Business Week’te tekrar yer almış.
Tasarım, derken hepimizin aklına ürün tasarımı gelebilir ancak gerçek ne yazık ki bununla sınırlı değil. Neumeier, tasarımın inovasyonu tahrik ettiğini, inovasyonun markayı güçlendirdiğini, markanın sadakati inşa ettiğini, sadakatin de karı sürdürülebilir kıldığını belirtiyor. Geçen yüzyılda, seçenekler hakkında fikir sahibi olmayan müşterilerin haliyle bildikleri markaları tercih ettiğinden sadakati nerdeyse cehalette eş tutan Neumeier, yeni yüzyılda böyle bir fırsatın kalmayacağını vurguluyor.
Temel yetkinliğini “çevik”lik üzerine kurgulamak isteyen şirketlerin, bu özelliği kurum kültürlerine işlemeleri gerektiğini, radikal düşüncelere açlık duyan bir atmosfer yaratmalarını ve bu atmosferi sürdürülebilir kılmalarını tavsiye ediyor. Yani, şirketin, endüstrinin ve dünyanın karşılaştığı en berbat sorunları çözmek için “tasarım odaklı zihinlere” ihtiyaç olduğuna dikkat çekiyor.

© Paula Chang

Madem bu kadar önemli bir konu, niye hala içimize işlemiş değil derseniz Neumeier faturayı yöneticilere kesiyor. Mali tablo odaklı ezbere iş yapmaya alışmış yöneticiler için artık yeni bir dönem başlayacağını (ki içinde bulunduğumuz dönem tam da buna işaret ediyor) ve hepimizin bakış açımızı genişleterek yeni bir ölçek icat etmemiz gerektiğini belirtiyor.

Marty Neumeier’ın yeni kitabı “The Designful Company", 1 Ocak 2009’da satışa çıkacak. İlgilenenlere...

Bu hoş yazısı için "trendiary" blog yazarı Aslı Aydın' a çok teşekkür ederim.

29 Kasım 2008 Cumartesi

Cem Adrian' dan Emir geliyor!

Bu haberi ne kadar geç yazarsam o kadar iyi olacaktı. Erken yazsaydım eğer bir türlü zaman geçmeyecekti, yazmak şimdiye kısmetmiş çok az bir süre kaldı albüm için. ;)

Albüm kapağında şöyle diyor;
''Aşk emirdir tanrı'dan...
ve ben çırılçıplak bin itaat
etten, kemikten, candan...''
Habere gelince;
2008 Kasım ayı sonunda yayınlayacağı dördüncü albümü 'Emir' de Cem Adrian elektronik öğelerle rock sound'unu ustaca birleştiriyor. 'Bir Melek Ölürken' ise, çok yakında albümün müzik kanallarında gösterime girecek olan ilk videosu. Sanatçı albüm fotoğrafları için Mehmet Turgut ile çalıştı. Albümde 'Kelebek' şarkısına Hayko Cepkin, 'Anladım' isimli şarkısına ise Pamela Spence eşlik etti. Sadece insan ve doğanın özüne dönük konsept bir albüm hazırlayan Cem Adrian, müzikleri ile yaşamı sorguluyor... Demoyu myspace.com/cemadrian adresinden dinleyebilirsiniz.
Kaynak: wikipedia, cemadrian.net

27 Kasım 2008 Perşembe

Herşey Murat Karayalçın için!

Yıllardır seçim propandası için aynı sloganı kullanan Sosyaldemokrat Halk Partisi (SHP) Genel Başkanı Murat Karayalçın' ın Vatan gazetesinde verdiği demeçten yola çıkarak sosyal medyanın gücünü gösterebilmek adına girişimde bulunan bir grup genç, şimdilerde harekatlarını duyurmaya çalışıyor.

Genç arkadaşlar, Karayalçın' ın kurmaylarının kendilerini anlamadıklarını hatta anlamaya bile çalışmadıklarını dile getiriyorlar. Kendilerinden ve olanlardan kısaca şöyle bahsediyorlar;
Sayın Genel Başkanım;

Bizler yaklaşık 15 gün önce, Ankara Büyükşehir Belediyesi Seçimlerinde sizin yeniden aday olacağınızı duyarak heyecanlanan, bu uğurda neler yapabileceğini düşünüp, sizin için kafa yoran gençleriz. Ankara'mızı daha güzel, daha iyi, daha çağdaş, daha medeni ve şeffaf yöneteceğinize olan inancımız gereği sizin için bütün internet birikimlerimizi ortaya döktük. Bununla da kalmayıp, Türkiye'de görülmemiş bir interaktif pazarlama kampanyası tasarlayıp -ve bunu proje haline getirip- bunu da kurmaylarınıza sunduk.

Ne acıdır ki; 15 gün süresince sizin için yaptığımız çalışmaları duyurabileceğimiz bir muhatap bile bulamıyoruz. SHP Genel Merkezi'nde yaptığımız görüşmelerde "karar yetkisine sahip" olan hiçbir kurmayınıza projemizin detaylarını sunamadık. Görüştüğümüz kişiler, sürekli olarak ileri tarihlere randevu verip, sizin için değerli olan "zaman unsurunu" boşa harcıyorlar diye düşünüyoruz.
Başkan' ın lehine beklentileri olan bu arkadaşların özetle;
Sayın Genel Başkanım,

Sizin için yapmak istediğimiz propagandanın detaylı bir şekilde projelenmiş hali, şu an bir takım kurmaylarınızda ve parti organlarınızda bulunmakta. Sizden beklentimiz, sizin için hazırlamış olduğumuz raporu değerlendirip, bu işi gerçekten yapabilecek olan bizlere, sizin için çalışabilmemiz fırsatını vermeniz.
Size bu şekilde ulaşmamızın nedeni ise; bazı haber organlarında okuduğumuz bir demecinizdir. Demecinizde "… 1999 yerel seçimlerde kullandığı "AnKarayalçın" sloganının önümüzdeki yerel seçimlerde de kullanmak istediği ve bu yönde kurmaylarına talimat verdiği ifade edildi."(*) diyerek; bu seçimde "AnKarayalçın" sloganını yeniden kullanacağınızı söylemişsiniz. Bunun için de kurmaylarınıza talimat verdiğinizi belirtmişsiniz.
Bahsettikleri; www.ankarayalcin.com daha detaylı inceleyebilirsiniz. Bize de arkadaşlara bu girişimlerinde başarılar dilemek düşer, destekçiyiz efem.

Gotcu' yuz arkideş!

Anladım ki bunca yıl boşa moda-trend peşindeymişim. Herkesin giydiği marka ile farklı mı olunurmuş canım? (bkz: adidas, nike, puma v.b.) Ecnebi markalardan hayır yok, hakiki Türk malı. Bundan sonra kararı mı verdim. Ölümüne Got' cuyum; şiddetle öneriyorum işte o kadar. GotJeans giy farklı ol ;)

Hem kartı da var, "klüp" indirimi olduğu zamanlarda kasabaşı indirimi de sağlıyor (muş!)

...Bitmedi! Farklı olduğunu bir de internette gösteren www.gotjeans.com' u var. Naber? ;)

26 Kasım 2008 Çarşamba

Deniz Taksi: 10 gün ve 40.000 YTL!

Deniz Taksi'nin geçtiğimiz aylarda kendi dönemine başladığını hepimiz biliyoruz. Brightwell Holdings Teknomar Denizcilik ve Deniz Araçları İşletme ve Tic. A.Ş. girişimi olan "deniztaksi" kısa zamanda beklenenin üzerinde ilgi görmüş. Deniz Taksi ile hiç seyir etmesem de, eden arkadaşlarım çok keyifli ve süratlı olduğunu dile getirdiler.

Ücretlendirmeleri tıpkı kara taksiler gibi "taksimetre" ile hesaplanıyormuş. Müşteri kitlesi tam olarak dar gelirli kesim ve bireylere hitap etmese de, gündüz açılış tarifesi 15 ytl' den başlıyor her deniz milinde ücrete 10 YTL ekleniyormuş. Gece tarifesi açılış ücreti ise saat 24.00 - 06.00 arası 20 ytl' den başlayıp her deniz milinde 15 ytl ekleniyormuş. Ödemelerde kredi kartı da geçiyormuş.

Ayrıca Referans gazetesinin çok eski olmayan bir haberine göre;

Üst gelir grubu hedefleyerek faaliyete geçen deniz taksilere alt gelir grubu ve öğrenciler de rağbet edince 10 günde bin 400 yolcuya ulaşılarak 40 bin YTL'lik ciro elde edildi.

İstanbul Boğazı'nda seferlere başlayan deniz taksiler, ilk 10 günde 441 seferle 1400 kişi taşıdı. 25 Temmuz'da seferlere başlayan 6 deniz taksinin beklenenin üzerinde bir talep aldığını belirten Teknomar Denizcilik Genel Müdürü Gürkan Çanga, kısa sürede 40 bin YTL'ye ciro elde ettiklerini söyledi.

Deniz taksilerin her kesimden ilgi gördüğünü belirten Çanga, "Deniz taksi hizmete girmeden önce müşterilerin daha çok A ve B sosyal sınıflardan olacağını tahmin ediyorduk. Ama ilk 10 gün içinde beklentilerimizin aksine her segmentten talep geldi. Bahçeşehir Üniversitesi'nin Beşiktaş'taki kampüsündeki iskele sayesinde Bahçeşehir Üniversitesi öğrencileri bile deniz taksilerin daimi müşterileri oldu" dedi.

İskele sayısı artacak

Eylülde suya indirilmesi beklenen ancak hazırlıklarını erken tamamlayarak 25 Temmuz'da İstanbul Boğazı'nda turlara başlayan deniz taksiler beklenenin üzerinde bir ilgi gördü. Kısa sürede beklentinin üzerinde yapılan taşımanın yanı sıra bilgi almak isteyenler de İDO Çağrı Merkezi'ni ve deniz taksi.com.tr internet adresini kilitledi.

İDO Çağrı Merkezi'ne, bilgi edinme amaçlı 5837 adet çağrı geldiğini söyleyen Çanga, internet sitesini ise 10 günde 11 binin üzerinde kişinin ziyaret ettiğini söyledi.

Siteyi ziyaret edenlerin yüzde 60'ının deniztaksi.com.tr adresini kısayollarına eklediklerini kaydeden Çanga, "10 günlük süre zarfında elde edilen bu istatistikler, İstanbul halkının bu segmente duyduğu ihtiyacın en önemli kanıtı. Yakın dönemde, artacak taleplerin karşılanabilmesi için, deniz taksilerin sayısının artırılması ve iskelelerimizin olmadığı Kabataş, Kadıköy, Üsküdar ve Yenikapı gibi ana arterlere de deniz taksilerin ulaşması için çalışacağız" dedi.

Erdal Özyağcılar da aldı

Deniz taksiler girişimciler için de bir iş fırsatı sunuyor. 350 bin euroya 8 yıl boyunca aylık 4 bin euro kira garantisi ile satılan deniz taksilerden şimdiden 3 girişimci alım yaptı. Bu girişimcilerden biri de ünlü tiyatro sanatçısı Erdal Özyağcılar. Deniz taksilerin yatırımcılardan da büyük ilgi gördüğünü belirten Gürkan Çanga, "3 deniz taksiyi yatırımcılarla buluşturduk, 2 yatırımcı ile de görüşmelerimiz devam ediyor" dedi.

Halen 27 iskelede hizmet veren deniz taksilerin 2 yıl içinde 82 iskeleye yanaşabilmesi için çalışmalar sürüyor.

KREDİ KARTI İLE ÖDEME YAPILABİLİYOR

Uzunluk 10.86 metre. Genişlik 4.28 metre. Kapasite 10 yolcu. Kabin fiber gövdeli ve kapalı.

Klima da bulunuyor. Telefon ve SMS ile çağrılabiliyor. 27 iskelede hizmet veriliyor.

Gündüz 15, gece açılışı 20 YTL

İTÜ Bilişim Teknolojileri Zirvesi

İstanbul Teknik Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren İşletme Mühendisliği Kulübü ve Mezunlar Derneği işbirliğiyle organize edilen ve 28-29 Kasım 2008 tarihlerinde İTÜ Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde (Maslak) gerçekleştirilecek olan Bilişim Teknolojileri Zirvesi (BTZ) kapsamında paneller, workshoplar ve Bilişim Teknolojileri Alanı yer alacak. Organizasyonda RFID sistemiyle takip edilecek olan katılımcılardan 8 oturumdan 5’sına katılanlara BTZ Katılımcı Sertifikası ve e-sertifika da veriliyor.

Her sene yüzlerce öğrencinin katılımıyla gerçekleşen Yönetim Bilimleri Kongresi’ne paralel olarak bilişim teknolojilerinin ve Türkiye üzerindeki 26 milyar dolarlık pasta payının inceleneceği organizasyonda birçok yenilik de İTÜ Ayazağa Merkez Kampüsü’nde bulunan Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde katılımcıları bekliyor olacak.

Yeşil Teknoloji ana temasının seçildiği Bilişim Teknolojileri Zirvesi’nde Bilişim Sektöründe Girişimcilik, Sosyal Ağlar ile Kitle İletişimi, 3D Game, Advergame gibi konular ele alınacak. Türkiye’nin ve Dünya’nın önde gelen bilişim firmalarının da destek verdiği organizasyonda katılımcılar Bilişim Teknolojileri Fuarı’nda birçok firma temsilcisiyle birebir görüşebilme imkanı bulabilecek ve en yeni teknolojileri takip edebilecek.

Bilişim Teknolojileri Zirvesi’nde, özel sınıflarda yapılacak 45 dakikalık workshoplarda, verimli bilgi - aktif katılımcı çalışma yöntemleriyle, Bilişimde Pazarlama Teknikleri, SEO (Search Engine Optimization), Ethical Hacking gibi farklı konularda pratik yararlı bilgilerin verilmesi amaçlanıyor.

Katılım için herhangi sınırın bulunmadığı organizasyonda,üniversite öğrencilerinin yanı sıra firma temsilcileri ve profesyonel iş hayatından organizasyona ilgi duyanlar da organizasyonda katılımcı olarak yer alabilecekler.

Organizasyonda tanıtım ve bilet satışları kapsamında çeşitli üniversitelerde de stantlar açılıyor olacak. Havale yoluyla da iletilebilecek katılım ücretleri ise, çalışanlar için 20, öğrenciler için ise 10 YTL olarak belirlenmiş.

Organizasyonla ilgili güncel ayrıntılı bilgiye www.btz.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz.

Not: Dostlarım ile birlikte ben de orada olacağım, görüşmek üzere.

Kaynak; Jnbn.net

23 Kasım 2008 Pazar

YouTube' lasak da mı saklasak?

YouTube, artık tekerlemeler için malzeme. Çoluk çocuğun ağzında sakız ya da nesli tükenmiş bir ayının jelibonu olmuş durumda. Türkiye için azılı bir suçlu, kırmızı noktalı yüz kapatıcı ihtiyacı uyandıran bir hastalık. Belki de İmralı fatihinin elçilerinin sinerji yarattığı counter strike ya da bir garip aşk bestesi. Ne dersiniz?

Saklasak mı? Saklamasak mı? Kalbime gömerim o zaman diyip, sevenloader kuşatması mı yapsak?
İşte tam o sırada bunları düşünürken gördük ki YouTube, fransızlara bile terbiyeyi bizim öğrettiğimiz gibi işin aslı özhakikiyutup.com' da imiş. TBWA; bu projesi ile YouTube' u bizlere geri kazandırdı "Marka olmak işte böyle birşey" yivrum. :)

Çok geçmedi, Tanrım! Bir de ne görelim, bu da bir skandal! YouTube ilk olarak 1985 yılında henüz internet yokken doğmuş. Bakmayın -miş, -muş dememe işte kanıtı:

Az konuşup çok düşünmek mi?

Bu cümle için endişelerim var. Eğer ki bir insan az konuşup, çok düşünüyorsa ve ben sosyalim ya da arkadaş canlısıyım diyorsa o insandan da endişelenirim. Ne konuda olduğuna da bağlı biraz, ülke yönetmek mi? ...ki bunu yönetenler bile yapmıyor apaçık.

Hangi karar için az konuşur ya da çok düşünür ki insan?
-Evlilik teklifi?
-Yeni bir iş? ya da Meslek seçimi?
-Din değiştirmek?
-Adres değişikliği? ya da ÖSS' ye girebilmek mi?
-Arkadaş sohbetinde bir espri için mi?

Ben çok düşünürüm ne demek ki? Neye göre? Ne kadar çok? Kaldı ki uzmanlar insanlar beynin sadece %4' ünü kullanıyormuş. Bu mudur çok düşünebilmek?

Ben de çok konuşurum, ne yani bu az düşündüğümü mü gösterir? Bazen atasözlerine ya da deyimlerine inanmayabiliyorum.
Bu yazı ile birlikte, Bertuğ Cemil çok sevdiğim parçası ile sizlere eşlik etsin.

22 Kasım 2008 Cumartesi

Bir Xerox hikayesi ve Fotokopinin 70. yılı

Dünyanın önde gelen teknoloji şirketlerinden Xerox, fotokopinin icat edilişinin 70. yılını ve usta mucidinin 100. doğum gününü kutluyor. Gelmiş geçmiş en önemli buluşlardan biri olarak kabul edilen fotokopi, insanoğlunun bilgi paylaşım şeklini değiştirirken, aynı zamanda yıllık cirosu 100 milyar doları geçen bir doküman yönetimi pazarını da yarattı. Bağımsız araştırma şirketi InfoTrends, dünyanın dört bir tarafında ofis makineleri ile her yıl 3.1 trilyon kağıt dokümanın çoğaltıldığını ve basıldığını tahmin ediyor.

Dünyada bir devrim yaratan kopyalama teknolojisinin mucidi olarak da bilinen Chester Carlson, tam bundan 70 yıl önce, 22 Ekim 1938 yılında, New York’ta bulunan Astoria’daki laboratuarında “10–22–38 ASTORIA” yazılı ilk xerografik görüntüyü elde etti. Chester Carlson, ilk xerografik görüntüyü keşfettiğinde bir tescil ofisinde asistan olarak çalışıyordu. Chester Carlson’un kağıt ağırlıklı bir işi vardı ve sürekli olarak belge çoğaltıyordu. O zamanlar bir belgenin çoğaltılması için ya fotoğrafının çekilmesi veya elle yazılarak kopyalanması gerekiyordu. Bu şekilde belge kopyalamanın çok zor olduğunu gören Carlson, kopyalamanın daha kolay bir yolunu bulmak için çalışmalara başladı.

Carlson, fotoğrafçılık üzerine yazılmış bilimsel araştırmaları izleyerek, bu konuda deneysel araştırmalar yapmaya başladı. Daha sonra, fotoiletken özellikli materyaller üzerinde elektrostatik denemeler yaptı ve elektrik ışığına maruz kalan nesnelerin görüntülerini yansıttıklarını keşfetti. Bu buluşa daha sonra eski Yunanca’da kuru ve yazma anlamlarına gelen kelimelerin birleşiminden “Xerografi” adı verildi. Haloid adında fotoğraf malzemeleri satan bir firma, Chester Carlson’un buluşunun önemini anladıktan sonra, bu buluşa yatırım kararı aldı. Kısa bir süre sonra, fotokopi yapabilen ilk makine piyasaya sürüldü. Bu buluşa yatırım kararını alarak, ilk fotokopi makinalarının üretimini yapan Haloid şirketi, 1961 yılında ismini “Xerox Corporation” olarak değiştirdi.

Xerox Teknoloji ve Keşif Grubu Başkanı Sophie Vandebroek, yaptığı açıklamada “Chester Carlson’la başlayan Xerox’un hikayesi, yeni buluşlar ile devam ediyor. Chester Carlson’un Xerox’u yaratan bu önemli buluşu, insanların daha kolay bilgi paylaşmasına yardımcı olurken, bugün iş yaşamımızda kullandığımız gelişmiş yazıcı, faks, tarayıcı ve dijital baskı sistemleri gibi ürünlerin de ortaya çıkmasını sağladı” dedi.

Chester Carlson’un açtığı buluşçu yolda ilerleyen Xerox, Xerografi buluşunu temel alarak zaman içinde binlerce yeni buluşa imza attı. Xerox, o günden bugüne yaklaşık 60 bin buluşun patentini aldı. Bu buluşlar Xerox’un, dünya üzerinde yenilikçi ve buluşçu kimliği ile yeni iş alanları yaratan ve insanoğlunun günlük yaşamını değiştiren bir firma olarak tanınmasını sağladı.

Bu etkileyici girişimden sonra benden size bir öneri; Siz siz olun bu süper buluşa sakın aşağıdakı gibi davranmayın, başınız derde girebilir!

Kaynak: turk.internet.com, wikipedia, youtube

Sevenload muzipleri -1

Erhan, sevenload' da bizler için çalışırken, ben de sevenload' ın bir çok muzip kullanıcıları tarafından gönderilen videolarını izliyorum sıklıkla, ne sinir kalıyor insanda ne de stres. :) Fırsat buldukça paylaşacağım işte "sesinin tonunu bilmezsen böyle tavşan olursun" adlı video onlardan sadece birisi;


Google SearchWiki, hadi hayırlısı!

Gmail tema şenliğinden sonra, Google, blogunda verdiği habere göre; artık arama sonuçlarında çıkan değerlere yorum yapılabilecek ve değeri her seferinde bir üst sıraya çıkartabilecek. Bu iyi haber şu an deneme aşasında olduğu için her kullanıcı özellikten faydalanamayacak. Bildirgeç'ten aldığım ekran görüntüsü ve bilgiye göre;


Üst sıraya çıkardığınız bir web sitesi için başka kullanıcılarında üst sıraya taşıdığını görebiliyorsunuz. Bu özellik(ler) ile daha ileriki safhalarda kullanıcıların yönelimlerinden gerçek içeriklerin hak ettikleri konuma gelmeleri söz konusu olabilecek ve bu sayede tekrar kullanıcıların doğru kaynağa erişmesi kolaylaşmış olacak. Google bu hamle ile digg , reddit gibi bookmark sitelerin temel mantığını milyonlarca kullanıcı potansiyeli ile gerçekleştirecek. Değerinizin suistimal edileceğini düşünüyorsanız, böyle bir şeyin söz konusu bile olmayacağını ve yaptığınız değişiklikler sadece sizin arama sonuçlarınızı etkileyeceğini aşağıdaki videoda görebilirsiniz.

Viral Boklava' sı.

Yakın arkadaşım Ömer Enis' in, Microsoft'a ait projenin Boku' nu anımsatsada süper alan adıyla Boklava hayata merhaba dedi, facebook gruplarını da açtılar. (Hamdolsun!) Peki nedir Boklava;

Kendileri diyor ki;

İşimiz tam olarak onunki gibi olmasa da oldukça fazla ortak noktamız var. Sıradışı aykırı viral çalışmaları günlük denen bir zımbırtının altında ilginç isimle biriktiriyoruz. İzlenme katsayılarını sizinle paylaşıyor tecrübelerimizi anlatıyoruz.

Viral denildi mi Türkiye’de komedi aklımıza gelsede bilinç altımızdaki sıradışılığımızı bu blog ile ortaya çıkarmak istiyoruz.

Yaşasın doğru olmayıp aykırı davranan sayın seyirciler…

Uzun lafın kısa latifesi aykırı viral çalışmaları sizin için topluyor, hazırlıyor ve sunuyor olacağız…

Özetle; +18 kategorilerin de aykırı viral videoların yer aldığı bir sayfadır kendileri, mersi efendim.

Bedük - Automatic

Bir zamanlar bizlere "Son sigaram" adlı şarkısı ile seslenen Serhat Bedük geçtiğimiz aylarda yepyeni tarzı ile karşımıza çıktı, bu kaçıncı videosu tam olarak bilemesem de, insanın kanını kaynatan bu güzel şarkıyı ve Türk klipleri anlayışında sıra dışı bir çalışma ile bizlerle :)


Şarkının sözleri:
Would love to make a hip track
But don't know how to handle that
Expectations off the ground
I still feel I'm moving back

Moving forth moving back

Would love to make a loos track
But tell me can you handle that
Got to keep my head clean
In case I might need it back

Moving forth moving back

I'm goin down down
Nothing much to do now
I lost my head aw!
Everbody wave now
Go with the flow now

Dance automatic, electronic, cybersonic,
systematic

It's not a secret it's not a shame
I can say what I want to and I'm OK
My obsession is to get you up
And make you dance 'till you drop
I'm moving back I'm moving forth

I'm moving like I don't have time
To get those tunes out of my mind
Get ready for the pump now
Move it back move it forth

Move it back move it forth
Fırat' tan öğrendiğim kadarı ile;
Prod: Filmline • Y/D: Murad Küçük • Yapımcı/Producer: Bedran Güzel, Ayhan Çetiner, K. Ulaş Elgin • Kostüm /Costume: Tude Berberoğlu • Cast: Feyza Ay, Ferda Özkur • Yönetmen Asistani / Asistant Director: Engin Yalçın • Prodüksiyon Amiri / Head of Production: Murat Akgün

21 Kasım 2008 Cuma

Art By Chance - ANBEAN

Anbean'ın düzenlediği Art By Chance'e katılan ve finale kalan filmler; 5 farklı ülkenin 15 şehrinde metro istasyonları, havaalanları, otobüsler ve alışveriş merkezlerinde gösterilecek. Yani şehirlerin dört bir yanı kısa filmlerle kuşatılacak.

Anbean'ın düzenlediği Art By Chance'e katılan ve finale kalan filmler; 5 farklı ülkenin 15 şehrinde metro istasyonları, havaalanları, otobüsler ve alışveriş merkezlerinde gösterilecek. Yani şehirlerin dört bir yanı kısa filmlerle kuşatılacak. Ayrıntılı bilgi için: www.artbychance.org

Başa gelen çekilir.

Yaklaşık 1 aydır yazamamak zor bir durum tabi, nasıl başlasam, nereden başlasam havası söz konusu ama yazacağım çok şey var gelecek konular için ;)

İstemeden gelişen bir çok olay oldu, başa gelen çekilir. Şu an açıklamam doğru değil ne yazık ki.

Aylardır üzerinde harıl harıl çalıştığımız proje çok hızlı bir şekilde ilerleyişini sürdürmekte, yakında bunun haberini de vereceğim. weboloji.net ekibi artık 5 kişi; yakın dostum sevgili Veli Güney, yeni yazılımcımız Başar, yeni grafikerimiz Sercan ve psikolojik iletişim danışmanımız (yeni sırdaşım) Esra Nur ile birlikte çalışmalarımıza ara vermeden ilerliyoruz. Ayrıca benim için çok önemli olan desteklerini esirgemeyen dostlarım; Mehmet Cihangir, Tuğçe Esener, Müge Cerman, Muammer Okumuş, Burak Dönertaş, Can Oktay Heper, Şekip Can Gökalp, Yusuf İbili ve Burak Büyükdemir hepsine ayrı ayrı minnettarım.

Çok çalışıyoruz efenim çoook! :)

Bu sadece gelebilecek konulara binayen yazılmış özet bir bildiridir. :)

29 Ekim 2008 Çarşamba

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı: İyi bayramlar! (Televidyon)

Günler sonra kendimi yeniden Blogger / Blogspot.com panelinde görmek talihsizliklerden sonra huzur verici. Durumdan haberdar olmanız açısından Tumblr' dan gönderdiğim yazıyı okumuşsunuzdur. Her an gitti gidecek endişesi var, kelle koltukta misali. Aradan bir kaç saat geçti ya da geçmedi video.google.com yasağını öğreniverdik. Derinden sabır çekiyorum, yine de.


Neyse ki böylesine anlamlı bir günü bu gibi konularla lekelemek haddime değildir. Televidyon eşliğinde bu kutsal 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızı tebrik etmeden önce, United Plankton (Googlebizelogoyapsana) ekibinin büyük başarısını 00.00' da yeniden görmek ayrıca keyif vericiydi. (Üstte) (google.com.tr)



21 Ekim 2008 Salı

Bazı şeyler vardır anlamsız yere

Çok duygulandım, bu akşam sözcükleri yerleştiremiyorum esasen. Biri dokunsa ağlarım sanki, türkülerle donatıyorum kulaklarımı. Sigaranın dumanından örtücükler yaratıyorum, ardı ardına. Kirpiklerimi ıslatan bişiy(ler) var, çözemedim... İçimden gelerek;

Sellerdeyim,
Bilmiyorum ne haldeyim, nerdeyim.
Belki de hala sendeyim.

İstemiyorum! Biyolojik variyetin anılarıyla yüzleşen yerindeyim.

Yolda görseniz bu halime belki varsın gebersin deyin.
Zamparalık kâfi kaldı eski saatimde, beyim.
Gönül demişler alakası yok, var olan beynim.

Hey derim, hey hey hey!
Eşlik ederse ne ala satırlarıma ney.
Dem bu dem ise duy beni ey!

Kafiye imiş kinaye imiş.
Bahsedilen bendim oysa.
Bir yerlerime batıyor kelimelerin, sivri uçlu mızrapları.
Adını bile hatırlamadıklarımın çekiyorum ızdıraplarını.

Çelişkilerle boyanan ülkenin beyin fırtınasından bıkmışım,
Adaletini çiğnemeden yutmuşum.
Çocukluğumun geçtiği yerler kötü anılar hatırlattı oysa.

Gül denilen objenin vurulduğu, suretten tiksiniyorum.
Anlamı olmayan sözcüklerle boğuşuyorum.
Rüyalar göremiyorum.

Sellerdeyim,
Bilmiyorum ne haldeyim, nerdeyim.
Belki de hala sendeyim.

16 Ekim 2008 Perşembe

Polat Alemdar değil! Mustafa Kemal ATATÜRK!


Ulu önderimizin hakkında milyonlarcası bir çok materyal içeriği ama doğru ama yanlış, ya ilgi çekici ya da tepki uyandırıcı şekilde yazılar, resimler, videolar gibi göndermiş(ler) bir kaç kendini bilmez yüzünden özgürlüğümüzü kısıtlamaya kadar neden olmuş, kendince pisliği gerekmediğince yaymayı sağlamıştır. Önderim hakkında şu ana kadar doğru öğrenmeye çalıştığım kadarıyla Türkiye Cumhuriyeti' nin bir genç ferdi olarak yazmak bana da nasip oldu ki;

Teknolojinin çok hızlı adımlarla ülkemizden uzak kaldığı dönemlerde, şu zamanlarda bizler için sadece "vakit kaybı" gibi durum vakıaları verse de her hususta yine yetişmeye çalışan Türk milleti olarak, molayı perşembe akşamları ahmak kutusunun karşısında vermeyi tercih ediyoruz. İkamet ettiğim semt mahallelerinde de perşembe akşamları sanki nüfus sayımı varmışçasına kapıları arkadan kilitliyoruz. Her ne kadar gerek RTÜK gerekse de diğer kurumlar tarafından bazı karelerin sansürlendiğini duysam da bunların nafile olduğunu biliyorum. Aslında böylesine güzel bir konu içerisinde bundan bahsetmekte ne kadar utanç verici. Sokaklarda Kurtlar Vadisi' nden kopmuş gibisin' den, tutun da artık tepeden tırnağa siyah takım elbiselerın daha da insan vücutlarını sardığını, bilekliklerde ve parmaklar arasında çevirilen sırf iş olsun diye işportacılardan bile temin edilen tespih sallayanları yetmezmiş gibi kapalı alanlar da o hal vaziyette siyah güneş gözlüğü taktığını, hatta toplu taşıma araçlarında öğrenciler de dahil yetişkin insanların özellikle dizinin müziklerini daha rahat gönderebilmesi ve başkalarının rahatsız olabileceğini düşünmeden bluetooth entegreli, çok aşırı ses verebilen cep telefonları tercih sebepleri oldu. Bunlar ile birlikte dizinin repliklerini ise ne yazıktır ki her an işitiyor ve görüyorum. "Kimileri farklı düşünse bile!"

Saygıdeğer hocam (diyorum çünkü Atatürkçü düşüncede en çok önem verdiğim kişilerden biri) Can Dündar, ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün yeni nesillere hitaben hazırladığı, yazıp ve yönettiği en son belgeselinden "Mustafa" dan benim pekte söz etme gereğinde bırakmayan fragmanı bir izleyelim;

Ayrıca müziklerini benim de severek dinlediğim Goran Bregoviç yapmış, filmin gösterimi 29 Ekim' de start alacak.

15 Ekim 2008 Çarşamba

Blog Action Day: Yoksun yoksulluk!


Malum; Bugün 15 Ekim 2008, Blog Action Day' in bu yıl ki teması "poverty" yani "yoksulluk." Dünya üzerinde milyarları aşan bir yoksulluk söz konusu, bu konu üzerinde belki de bana pek söz düşmemiş arkadaşlarım arasında ama "benim de bir kaç çift sözüm olacak."


Ben de bir yoksuldum, evet! Kriz zamanıydı, biyolojik babamın sevdiği bir işti. Tabir-i caizse güllük gülüstanlık bir hayatımız sürüyordu, hani derler ya bir eli yağda bir eli balda öyleydi işte. Fındıkzade/Samatya' da doğmuş ve orada büyüyordum ki; Bir gün eve çok üzgün gelmişti. O zaman ben henüz ilkokul 4. sınıfın 1. dönem öğrencisiydim. Beraber büyüdüğümüz, mahallede birlikte top koşturduğumuz hatta monopoly oynadığımız zamanlardı arkadaşlarımla. ve oradan birilerine göre mecburen koparıldım, taşındık. Artık zemin katta ikamet ediyordum. Çok üzülmüştüm. Annem ise küçük kardeşimin doğması için 7. ayındaydı. Önce ki okuluma koşarak gidip, Andımız' ı okumak, ilk sıradada olabilmek için akşam erkenden ödevlerimi bitirir, kakaolu sütümü içip, tatlı rüyalar oğlum' u duyar ve yatardım. Yeni okuluma, eski okulum gibi bana sıcak gelmesede kayıt olmuştum artık, yeni arkadaşlarımın meraklı bakışları bile daha da duygusallaşmama neden olabiliyordu. Her gece sütümü içip yatarken, o zamanlar iki gece aç yattığımı hatırlıyorum. İş hayatına ise o zamanlar bir "berber çırağı" olarak atıldığımı ve çok çalışıp mesaimi (nedir o zamanlar öğrendiğim) çok güzel bir harçlıkla eve döndüğümü, ve bireylerinin yüzünü güldürdüğümü çok iyi hatırlıyorum.
O zamanlar bir çok insan tanıdım ve bir söz vardı ki; "Ne insanlar gördüm üzerinde elbisesi yok, nice elbiseler gördüm içinde insan yok." (Hz. Mevlana)

Dikkat ettim ki: İnsanlarımızın bir çoğu yardıma muhtaç fakir dediğimiz insanlara "dilenci" [1] muamelesi yapıyor. Tabii ki artık insanları tanımak zor. Velev ki; Küçük hırsızlıklar el feneri ile büyük hırsızlıklar "deniz feneri" ile yapılıyor.



Konuyu fazla dağıtmadan önce Blog Action Day 2008' in hazırladığı videoyu;



Daha sonra da arkadaşlarımın konu ile alakalı yazdığı konulara bir göz atın.
Güneşin Tam içinde

Fikir Atölyesi
Hecamtomber
Marketallica
NReklam

[1] Merhamet avcıları iş başında.

12 Ekim 2008 Pazar

Çok iyisin baba!

Geçen gün rastladım MothandMoth' da. Çok etkiledi beni bu video ve hikayesi, belki de özlemimdi, çok duygulandım ve paylaşmak istedim ki; hikayesi şöyle;
Oğlu babasına sorar : "Babacığım benimle maraton koşmaya var mısın?" Kalp sorunları olmasına karşın baba, yine de "Evet, varım" diye yanıtlar.
Ve bir maratonu birlikte tamamladılar. Baba oğul başka bir çok maratonu daha birlikte koştular. Baba her seferinde oğlunun yeni bir yarış talebini kabul ediyordu.

Oğlu bir gün babasına "Baba, birlikte bir Ironman'a (Triathlon) koşmaya var mısın benimle ?" deyince baba bu kez de evet der ve kabul eder.

(Bilmeyenlere anımsatalım ki Ironman dünyanın en zor triathlon yarışıdır ve üç dayanıklılık sınavından oluşur : Denizde 3, 86 km'lik yüzme, 180,2 km'lik bisiklet ve nihayet 42,195 km'lik bildiğimiz maraton.)

Baba oğul bu zor yarışı biirlikte tamamladılar. Nasıl mı ?

1 Ekim 2008 Çarşamba

Çevreyi Düşün(ün)!


İlerleyen zamanlarda genel bir yazı yazacağım "çevre" hususunda. Biraz geç kaldım bu kampanyaya destek olmakta ama neyse ki yetişebiliyorum. :)
Hepimizin yaşamı bir şekilde sürüp gidiyor. Günlük hayatımızda hepimizin kafasını meşgul eden binbir konu oluyor.
-Projenin kaç günü kaldı?
-Eve ne lazım?
-Toplantı çok uzar mı acaba?
-Bugün ne giysem?
-Ay sonu geliyor!
-O da beni seviyor mu?
Bu listeyi çok daha uzatmak mümkün. Ancak ne kadar uzatırsak uzatalım. Üzerinde yaşadığımız dünyayı ve doğal çevreyi bu listede görmekte zorlanabiliriz.

Can Oktay Heper girişimi olan "cevreyidusun.com" kısaca şöyle bahsediyor:

Biz merak ettik acaba günlük yaşantımızda çevreyi ne kadar düşünüyoruz???
Ya da düşünüyor muyuz?
Çünkü bize göre herşeyin başlangıcı düşünmekle başlıyor. Bu listeye ne zaman “dişlerimi fırçalarken musluğu kapatmalıyım” ya da “en kısa zamanda sarfiyatsız ampul almam lazım” maddeleri eklenir? Bilmiyoruz ama en azında günlük yaşantımızda bir kaç saniye bile olsa aklımıza çevre olgusu gelirse bu sürenin kısalacağına inanıyoruz.

İşte bu amaçla diyoruz ki: Haydi sende düşünenlerden ol ve çevre için, sitedeki argümanları kullanarak bir çalışma yap ve bize yolla! Fotoğraf albümümüzde yayımlansın sen de DÜŞÜNÜYORUM! diyenlerden ol.

29 Eylül 2008 Pazartesi

İyi bayramlar! (Televidyon)

Koskoca Ramazan ayını gün itibariyle atlatmış bulunmaktayız. Tüm dostlarımızın bayram tebriğini Televidyon' un hazırladığı bu hoş video ile iletmiş olalım.
"Nerede o eski bayramlar!
Yaşlı Amcalar ve teyzelerin en klişe geyiğidir.
Paşa Dedemin konağında kazanlarda pilav pişerdi et pişerdi. Fakirler sıra siıra dizilirlerdi herkese Bayram yemeği dağıtılırdı.
Bayramlik alınırdı yeni potinlerimi yastığımın altına koyar uyurdum.
Bayram harçlığımı kenarı oyalı mendiller ile verirlerdi. Alır almaz Bayram yerine koşar hepsini harcardım.
Hele o direklerarası, hele o direkleraraıı. Kantolar söylenirdi Hacivat olurdu Karagöz olurdu. Şimdi öyle mi ya herkes güneye gidiyor tatil yapiyor el opmeye gelen yok!

Dokuz günlük tatil sürecinizi iyi değerlendirmenizi, hayırlı bayramlar diler, mutlu ve sağlıklı daha nice bayramlar geçirmenizi temennni ederim."

28 Eylül 2008 Pazar

elma iphone? iphonealma!



Son zamanların viral kasırgası halinde bu haber. Herkes bir araştırma heyecanı içinde ki sormayın. Hakkında çok konuşuldu, çok tartışıldı, yazıldı ve çizildi. Evet! Apple İphone' dan söz ediyorum. Hemen hemen teknoloji odaklı bütün arkadaşlarım iphone kurdu oldu başıma. Sadece ek$i' de 1000' i geçen entry girilmiş. Peki, artılarıyla ve eksileriyle nedir bu kadar konuşulan iphone? ne kadardır? nasıl temin edilir? neler yapılır? gibi soruları kaynaklara göre değerlendireceğiz;


ABD' de 200$ kadar fiyata satılırken, ülkemiz de ise 1.500 YTL gibi kendi fiyatının iki katının çok daha fazla bedeli ile satışa sunulması çok absürd olmuş bir vaziyette. Müşteri potansiyelinin fiyatı bakımından gözleri korkutsa da bir çok kişinin vazgeçilmezi halini almış. Aylar öncesinden bütçelerinde iphone gideri diyerekten kenara para koyan arkadaşım çıktı. :) Aslında bana da pek söz bırakmayan bir çok arkadaş kendilerini, toplumu gönüllü bilinçlendirmek adına görevlere adamışlardır. Bakınız bir kaç örneklemeler ile;

Elit Kazıklama : iPhone 3G

iPhoneAlma.com açıklamalarında diyor ki:
Türkiyede 26 Eylül 2008 itibariyle satılmaya başlanan Apple iPhone cep telefonu konusunda yapılan gürültü gerçekten abartılı ve önümüzdeki günlerde daha da yoğunlaşacağı kesin. Bu gidişata dur demek için (?) iPhoneAlma.com sitesiyle tüketiciyi bilinçlendirme görevini kendimde borç bildim. Sitenin amacı iPhone pazarlama kasırgasının arkasında neler olduğunu açıklamak. Evet iPhone'un harika yenilikçi özellikleri var ama en basit telefonlarda bile olan bazı özellikler de iPhone'da yok. Ki bunlardan bazıları çoğumuz için cep telefonunda vazgeçilmezlerden.

Genelde sitede yazanlara eleştiri olarak "Jailbreak yaparak (yani hack ederek yada kırarak) her şey yapılabiliyor", "Şu yazılımı yüklersek o problem çözülüyor...", "O özelliğe kimin ihtiyacı olur ki?", "Mp3'e para mı verilir?" gibisinden yorumlar geliyor. Tabii ki bazı özellikleri arka kapıları zorlayarak çözebiliyoruz ama aldığımızda kutudan çıkan iPhone legal olarak kullanıldığında bu özellikleri içermiyor. Adı üstünde kırıyoruz, hack ediyoruz, korsanlaştırıyoruz ve sonunda istediğimiz özellik telefonda olmuş oluyor. Tabii bu arada bozmassak. Başka bir mesele de Türkiye'de iPhone, dünyadaki gibi sunulmuyor. Çok az ülkede bu kadar yüksek fiyatlara ve uzun vadeli sözleşmelere satılıyor. "Ve aşağıdaki resimde bakın dünyada ne kadara satılıyor."
Bunun da farkına varmak önemli. Bu arada sitenin herhangi bir iPhone satmayan GSM operatörü ile alakası yoktur. Hatta siteyi yapan kişinin bir iPhone ve Apple düşmanlığı da yoktur. 2008 yılının başından beri "kırılmış" bir iPhone 2G kullanmaktadır ve memnundur. iPhone Alma derken kastedilen şey ilk akla gelen "Durun, almayın!" fikri olsa bile aslında iPhone Alma Rehberi anlamındadır.
Bir Flickr sayfasında rastladığım bu site, açıklamasında aşağıdakiler gibi de bloglara yer vermiş.
Eski iPhone'mu götürsem Apple bana 2 yeni iPhone verir mi ?
( İki tekelci Amerikan devi'nin kurnazlıkları )

www.kirtok.com/tr/eski-iphoneumu-gotursem-apple-bana-2-ye...

iPhone 3G kırıldı. Hem de kendi kendine !
www.iphonedo.com/iphone-3g-kirildi

iPhone 3G almadan önce bilmeniz gereken gerçekler !
www.iphonedo.com/iphone-3g-almadan-once-bilmeniz-gereken-...

Katmerli iPod Touch soygunu
www.macdunyasi.com/2008/09/15/katmerli-ipod-touch-soygunu/

Ve iPhone Türkiye'de !
www.iphonedo.com/ve-iphone-turkiyede

iPhone 3G almadan önce bilmeniz gereken gerçekler !
2. Bölüm - Türkiye Operatör Fiyatlandırmaları

www.iphonedo.com/iphone-3g-almadan-once-bilmeniz-gereken-...

Ve konu ile ilgili bir gerçeği "mizahi" yönden olsa da "net" bir şekilde anlatan bir sayfa da incelemenizde yararlı olacak cinsten

Gönüllü iPhone reklamcısı medya
atillaatalay.blogspot.com/2008/09/gnll-iphone-reklamcs-me...

----------------------------------------------------

ve bir de şöyle bir notu var;
Not : Apple ürün tasarımından sorumlu kişilerin en kısa zamanda eski Braun tasarımlarını kopyalamaktan vazgeçmeleri rica olunur.
İçerik mi? işte o da böyle;
  • Türkiye'de 3G yok!
  • 2 operatör de toplamda 1600YTL'nin üzerinde fiyat biçmiş. Değer mi? Eve veya arabaya girmek daha mantıklı değil mi?
  • Ses kalitesi ve kulaklığı harika.
  • MMS mesaj atma yok!
  • Gelen mesajı forward edemiyorsunuz.
  • Neler yok videosu en aşağıda. (Televidyon/TeknoSohbet)
  • iTunes, yani tekil şarkı veya albüm satın alma hizmeti Türkiye'de verilmiyor
  • Sim kilitli yani başka operatöre ait sim kartla çalışmaz.
  • iPhone alacaksanız İtalya'dan alın. Hem tatil olur hem de orada 3G'yi denersiniz. Ayrıntıları şurda.
  • Bir telefonu istediklerimi yapsın diye kırmam veya hacklemem gerekmiyor. Hiçbir Sony Ericsson, Nokia, Motorola, Samsung buna ihtiyaç duymadık.
  • Türkçe menü yok!
  • Youtube'e kapalı olsa bile iPhone üzerinden ulaşmak mümkün!
  • Gerçekten hakkını vererek kullanırsanız pili 1 buçuk gün anca dayanıyor.
  • Dünya'daki fiyatı ile Türkiye fiyatı farkından dolayı almam.
  • A2DP, yani stereo Bluetooth kulaklık desteği yok.
  • İçinde cep telefonu, browser, gmail ve ipod touch barındırıyor.
  • Appstore'dan program satın alıp ve yükleyip özellikleri genişletmek mümkün.
  • Taş ve iPhone arasındaki benzerlikler ve fark :-P
  • 2 yıl sonra hâlâ iPhone 3G kullanmak mı? Yani 2 yılda yeni iPhone(lar), Google G1(lar) çıksa bile devam.
  • Telefon defterinizdeki birini v-card olarak başka birine gönderemiyorsunuz.
  • İçinde gelen oyun yok! Almak veya yüklemek gerek
  • iPhone'un ne tür eksiklikleri var videosu.
  • Geniş ve parlak bir ekrana sahip. Film izlemek çok keyifli.
  • Türkçe kullanım klavuzu yok
  • Resimleriyle iPhone 3G almadan bilmeniz gereken gerçekler şurda.
  • Kilitlendiğinde resetlemesi zor. Çoğu insan ne yapacağını bilmediğinden şarjının bitmesini bekliyor.
  • Okul ortamında hava atmak için ideal
  • Google Maps hizmeti içinde geliyor. Bulunduğunuz yeri haritada ve uydu görüntüsü olarak görebiliyorsunuz.
  • Sim kart değiştirmek eziyet.
  • Telefonun arka plastik kapağının kendi kendine kırılması şikayetleri var.
  • Hazırda Türkçe klavyesi yok!
  • Ekran çizilmiyor ama çok kolay kırılabiliyor. Masadan veya cebinizden düşürürseniz büyük ihtimalle kırılacaktır. Ekran değiştirme ücreti telefonun yarı fiyatı.
  • Çıkarılabilir pili yok. 300-400 şarjdan sonra pili serviste fahiş fiyatlara değiştirmek gerek.
  • Safari ile harika web gezinimi sağlıyor.
  • Kopyala yapıştır özelliği yok!
  • Sesli arama yok.
  • Windows kullanmıyorsanız bilgisayarınıza iTunes ve Quicktime kurmanız zorunlu.
  • GPS özelliği internet bağlantısı olmadan çalışmıyor. Bu da çok fazla data indirip kotayı doldurmanıza sebep oluyor.
  • Telefon içindeki dosyaları telefondan göremiyorsunuz. Sadece iTunes üzerinden.
  • iPhone aksesuarları da kendisi gibi pahalı. Kılıfından, bluetooth kulaklığına kadar.
  • Java ve Flash desteği yok. Java oyunları unutun! Flash siteleri gezerken hiçbir şey göremezsiniz.
  • Hızlı dokunmatik ekran
  • Ekran ışığı ortamın ışığına göre otomatik ayarlanıyor.
  • Sınırlı internet paketleri ile sunuluyor
  • Taslak mesaj yazılamıyor.
  • Yüklediğiniz yazılımlarda donma ve kilitlenme sorunları olabiliyor.
  • Tek bir video formatını destekliyor.
  • 2 megapiksellik kamerası var, fakat video kaydı yapamıyor. Zoom yok, flaş yok. Çamur gibi fotoğraflar çekiyor.
  • Bluetooth üzerinden diğer aletlere içerik gönderilemiyor, Bluetooth sadece ve sadece kulaklık için kullanılabiliyor.
  • Hafıza kartı kullanılamıyor. Belleği arttırılamıyor
  • FM radyosu yok.
  • Jailbreak ile her türlü program yüklenebiliyor!
  • Türkiye satış fiyatına süper bir dizüstü bilgisayar alınır!
  • iTunes şarkılarını melodi olarak kullanmaya izin vermiyor.
  • SMS mesaj grupları oluşturulamıyor. Toplu mesaj göndermek işkence
  • Safari tek tabı yükleyebiliyor. Aynı anda birden fazla tabda site yüklemek mümkün değil
  • Sesli arama, sesli komut ve ses kayıt yok.
  • Miniminnacık telefonlar varken onların yanında kalas gibi kalıyor.
  • Telefonun içindeki mp3'ler melodi olarak kullanılamıyor.
Ha! Bir de unutmadan, Çin kopyası hiphone çok geç kalmamış ve 100$' dan raflarda yerini bile almış. :)

Diesel 3X (XXX)

Fırat' ta gördüm geçenler de;
11 Ekim 2008' de Diesel' in vereceği bir parti için hazırlanan artı onsekiz çapında "zevkli" ve "viral" bir video hazırlamış The Viral Factory ajansı SWF-Porn' dan yola çıkarak. Bu parti dünyanın 17 şehrinde verilecek iken listede İstanbul' un ya da başka bir Türkiye şehrinin ol(a)mamasının sebebini videodan anlayacaksınızdır!

12 Eylül 2008 Cuma

Merhamet avcıları iş başında...

Geçenlerde Metro istasyonunun bankında "Merhamet Avcıları İş başında" manşetli bir broşür gördüm, aldım ve yol boyunca okudum. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Zabıta Daire Başkanlığı tarafından başlattığı "Toplum destekli zabıta projesi" ve "Dilencilikle Mücadele Çalışması" imiş.
İçerisindekiler şöyle;
Sizi sömürmelerine izin vermeyin...
Duygusal bir toplumuz biz. Nerede bir yoksul görsek, yüreğimiz cız eder. Özellikle sokakta dilenen yaşlıları, çocuklu bayanları, sakatları boş çevirmeyiz. Oysa onlar, sadece duygu istirmacılarıdır... Alın teri dökmeden geçinmeyi tercih ederler. Gerçek ihtiyaç sahiplerine başta belediyeler olmak üzere hem devlet hem de sivil toplum kuruluşları yardımcı oluyor. Dilenciler ise gerçek ihtiyaç sahibi değil, dilenmeyi rant aracı olarak kullanırlar... Siz, dilencilerin sizi kullanarak para kazanmasına izin vermeyin...

Çocuk dilendirmenin hapis cezası var...

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu, 229. Madde:

1- Çocukları, beden veya ruh bakımından kendini idare edemeyecek durumda bulunan kimseleri dilencilikte araç olarak kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
2- Bu suçun üçüncü derece dahil kan veyha kayın hısımları ya da eş tarafından işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.
3- Bu suçun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olması
hâlinde, verilecek ceza bir kat artırılır.

Dilenciliği ancak siz önleyebilirsiniz...

Belediye Zabıtası tarafından dilencilere kanunların verdiği yetkilere dayanarak en fazla 62 YTL para ceza uygulanabiliyor. (5326 Sayılı Kabahatlar Kanunu' n 33. Maddesi). Bu ceza ise, onları dilenmekten alıkoymuyor. Dilencileri ancak sizin bilinçli yaklaşımınız caydırabilir. Bunun için dilencilerin sizi sömürmesine izin vermeyin. "Toplum Destekli Zabıta Projesi" çerçevesinde yapılan çalışmalara yardımcı olun! Unutmayın ki, siz dilencilere para verdiğiniz sürece onlar da dilenmeye devam edecektir.

Bir dilenci günde (en az) 200 YTL kazanıyor...

Günümüz şartlarında çalışan bir insan ayda ortalama 600 YTL kazanbilmektedir. Günlüğü yaklaşık 20 YTL' ye gelir. Oysa bir dilencinin günlüğü 200 YTL' den fazladır. İstatistikler ve araştırmalar gösteriyor ki; sizin duygularınızı sömürenler, sizden daha fazla kazanıyorlar ve daha rahat yaşıyorlar... Dilencilerin oyunlarına alet olmayın, çocuklarınızın nafakalarını dilencilere vermeyin...

Örgütlü dilenciliğe ve duygu istismarcısı dilencilere geçit vermeyin... Dilencilerle mücadelede belediye zabıtasına yardımcı olun...


Yukarıda Broşürde yazılanları okudunuz. Vikipedi* ve ekşi sözlük* te Dilencilik.

Bu yazıyı yazmadan bir akşam önce Şişli meydanında yerde yatan ihtiyar bir amca vardı, etrafında ise meraklı kişiler. Yerde yatan ihtiyar amca güya o sırada kalp spazmı geçiriyor ve cebinde hiç parası yok etrafındaki kişilerin yardım çabasını görmeliydiniz biz gerçekten çok merhametli ve duygusal bir toplumuz orada daha fazla durmak istemedim. Eminim ki milletimiz o durumda olaydan bihaber bi şekilde cebindekinin yarısını vermiştir...
Bu yazı bilinçlendirmek üzere yazıldı...

11 Eylül 2008 Perşembe

Selim Abi bize kitap yazsin!

Merhaba değerli Selim Abi okurları;

A. Selim Tuncer ‘in, nam-ı diyar Selim Abi ‘nin bloğunu ziyaret etmeyeniniz yoktur. Reklam sektörü ve pazarlama üzerine yazdığı yazıları sektörden olmayanlara okutmayı başarmış olması yazılarının kalitesinin ne derece yüksek olduğunu göstermekte. Bloğunda yer alan yazılar pazarlama dünyasına yeni atılmış genç arkadaşlar için bulunmaz kaynak. (genç arkadaşlar diyerek Selim Abi ‘ye haksızlık ettiğimin farkındayım). Biz istiyoruz ki Selim Abi bu güzel ve değerli yazılarını, kütüphanelerimizin raflarına kadar taşısın. Kısacası Selim Abi bize kitap yazsın istiyoruz. Aranızda bizim gibi düşünenler olduğundan da eminiz (Saklanmayın). Bu nedenle Selim Abi ‘yi ikna etmek için bir imza kampanyası başlattık. Tek yapmanız gereken Ad, Soyad ve mesleğinizi (Varsa blog) yazarak selimtuncerbizekitapyazsin@gmail.com adresine göndermeniz…


Aslında ben Tunç Abi' den de bekliyorum ama... :)